İletişimin Ruhu Var

Ruhu fark edenler için ifade eden bir cümle aslında. Ruh vücuda can verir, kimlik verir, farklılaştırır.

İletişim de aynen öyledir.

Kişiden kişiye, firmadan firmaya, markadan markaya değişmesi ondandır.

İçinde ruh var.

Aynı segmentte markalar, her şeyiyle aynı şey için mücadele ederlerken ruhları farklıdır. Alıcısı onları aynı görmez. Farklıdır der.

Ruhu anlamayan yönetici ise, hadi canım sendecilikle inkar eder, burun kıvırır, arkadan atar.

Ruhu anlamayan o kadar cüretkardır ki, her yerde boş boş konuşur. Boş teneke çok ses çıkarır da o yüzden belki de.

Duyan da doğru zanneder.

Cevap versen arandaki fark anlaşılmaz diye cevap vermek de istemezsin belki.

Bu öğrenmeye ve yeniliğe kapalı tavır ve anlayış ruh keşfini de imkansızlaştırır.

Ruhu anlamak istemeyenler yüzünden ilişkiler helak olup gidiyor.

Hem yakın ilişkiler hem uzak ilişkilerin temeli bu anlayışın varlığını keşfetmektir.

Yakın ilişkilerde yaşanan olumsuzlukları bir anlasak uzak ilişkilerdeki olumsuzlukları da yaşamayız.

Bunu niye bilemiyoruz?

Eğitimli cahillik kavramından dolayı. Eğitimli insanlarımız bunu anlamazsa topluma nasıl nüfuz edecek bu anlayış. Haliyle edemeyecek. Edemiyor da…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ordu Şehri Markalaşıyor

TURİZM HAFTASI 2014-BASKI-2

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Reklam Hocası Der ki!

derki1

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

diyorki

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

REKLAMDAN ÖNCE

Reklam yapmadan önce şirketinizdeki çalışanlarınıza iletişimi öğretin.

Telefonla konuşmayı öğretin.

Mail nasıl yazılır öğretin.

Alınan emri ya da düşünceyi karşı tarafa nasıl aktaracağını öğretin.

Kraldan çok kralcı olmaması gerektiğini öğretin.

İki tane makam ve masa sahibi olunca havalara girmemesi gerektiğini öğretin.

Misafirleri karşılamayı öğretin.

Müşteriye çay mı kahve mi içeceği nasıl teklif ediliri öğretin.

Yanlış anlaşılma olduğunda nasıl çözüleceğini öğretin.

Gülmeyi ve yapmacıksız gülmeyi öğretin.

Personelin kendine bakması gerektiğini öğretin.

Özellikle bayanların saçına ve makyajına dikkat etmesi gerektiğini öğretin. Saçaklı sabile gibi gelmemesi gerektiğini kafasına soka soka öğretin.

Bu öğretmeleri çoklaştırın kendinizi özel…

Şirketinizi mesajlarını bir noktaya odaklayın ama mesajları etkili olarak çoklaştırın.

Nasıl göründüğünü fotoğraflayın.

Reklam fotoğraflaması yapın. Vesikalık fotoğraftan bahsetmiyorum.

İnternet medyasını sizinle ilgili kaliteli bilgiyle ve görselle doldurun.

Bizi bilen zaten biliyor cümlesinden arınarak bu dolguyu yapın.

Bunlarda yol almaya başladınız mı, şimdi reklamı düşünmeye başlayabilirsiniz.

Bunlarda kıpırdama yok mu reklamı aklınızdan bile geçirmeyin, yeltenmeyin bile.

Bunları yapmadan Google’da reklam yapsanız herkes sizi tıklasa, açıkhavada bağırmadığınız yer kalmasa, radyolar sizden başka kimseyi duyurmaz olsa, dergiler gazeteler boy boy sizi gösterse ne fayda.

Ne olacak yani, sizi herkes duysa ne olacak.

Boş teneke çok çıkartsa daha mı çok alıcısı oluyor.

Cevap…

İçinizden cevap verin.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

SADECE İLETİŞİM KUR

Firmaların yapması gereken sadece bu.

İletişim kurmak.

Malını ya da hizmetini satmak değil.

Sadece iletişim kurulması gereken bir duruma geldik.

Bu nasıl yapılacak?

Bunu herkes iletişimi bilerek yapacak.

Satışı düşünen zihniyet bu iletişimi kuramaz artık.

Yani satış elemanlarınız da sadece iletişim becerisine sahip olsunlar.

O da yeter.

Satmak.

Kakalamak demek.

Satmak.

Stoğu eritmek demek.

Satmak.

Patronun gözüne girmek demek.

Satmak.

Günü kurtarmak demek.

Böyle satmak artık kimseyi bir yere götürmüyor.

Satmak uzun vadeli, sürdürülebilir olduğunda satmak anlamına geliyor.

Bu sebeple satmak tek başına iş yapmıyor.

Satmak odaklı zihniyet satış sonrasını düşünmediği için olmuyor.

Çünkü bu anlayış kakaladım banane banane anlayışında…

Uzun vadeli ve sürdürülebilir satış, satış sonrasını düşünüyor. Garanti ve iadeyi planlıyor.

Ürün iadesinde nasıl refleks vereceğini planlıyor. Ürün iadesi geldiğinde küsmüyor, çemkirmiyor, hatta seviniyor.

Böyle firmalardan olmanız için tüm çalışanlarınızı bu kıvama getirmeniz gerekli. Siz öylesiniz ama kapıdaki güvenlikçiniz öyle değilse bu işte başarılı olamıyorsunuz. Bütünleşik pazarlama iletişimine giden yolu bulursanız bu değişimi yaşarsınız yoksa çoook çırpınırsınız.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

2014 REKLAM İSTİYOR

Reklam gittikçe reklam gibi olmak istiyor. Reklam tarihi, dünyada reklamın yolculuğunu gösteriyor. 1930’lu yıllarda yaşanan reklamcılık anlayışı değişimi bile bizde yaşanmıyor. Yıl oldu 2014, hala biz Amerika’daki reklam değişiminin çok gerisindeyiz. Yaklaşık 100 desek doğru olur. Kendimizi kandırmadan bunu itiraf edebilmek lazım.

Kişi başına reklam harcaması Amerika’da 500 dolar, Avrupa’da 200 dolar bizde 10 dolar-20 dolar.

Karne kötü değil, berbat.

Reklamı sadece yeni nesil reklamcılara öğretmemiz yetmiyor, yetmeyecek.

Reklamı her girişimci bilmek zorunda.

Girişen insan reklamı bilmeyince nereye girişeceğini bilemiyor.

Reklam girişimci eğitimlerinin vazgeçilmezi olması lazım. Ama bu farkındalıkta da değiliz.

Reklam sadece birilerinin fantezisi, kişisel arzusuymuş gibi algılanınca düşünsel devrim zor yaşanır. Bu düşünsel devrim yaşansa marka namzetleri de boy göstermeye başlayacak. Amerika’da bu aynen böyle olmuş.

Bize tavsiyem önce reklamın girişim için şart ve önemli bir modül olduğunu anlamalı.

Her yetkili bunu fark edebilmeli. Kamu ve özel ayrımı yapmaksızın.

Özel sektör bunu farketse, kamudaki zihniyete tosluyor ve yoruluyor, vazgeçiyor.

Firmanın patronu bunu farketse, aşağıdaki personele tosluyor, dağılıyor.

Sanayi başkanı bunu farketse, yönetim kurulunda başka bir cahile tosluyor, parça pinçik oluyor dağılıyor.

Entegrasyonu tüm vücudu düşünülerek yapmalıyız. Entegrasyon için bu şart, vücut demek entegrasyon demek zaten.

İşte yeni bir yıl yeni bir farkındalık olması en büyük dileğimiz.

Reklamla iletişimimizi sadece tek bir fayda için değil entegrasyon için yapalım ve gerçek anlamda başarılara ulaşacak örnekleri çıkartalım.

Bu konularda fikir sahiplerinden uzak durmak lazımdır. Bilgi sahiplerine başvurmak elzemdir. Aradaki farkı yüksek bedeller ödeyerek öğrenmeyelim artık. Çin’de bile olsa gidilmesi gereken bilgiye koşarak gitmek dileğiyle…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

DADAŞLAR DOĞU FALAN DEĞİL

Erzurum’a hiç gitmemiş olanlara peşin peşin söyleyim. U dönüşü yapın ve bir şekilde Erzurum’a gidin. Yolunuzu değiştirin gidin. Bahane bulun gidin. Fırsat bulun gidin. Uçağa binin gidin. Kayak yapmak için gidin. Cağ kebabı yemek için gidin. Kadayıf dolması yemek için gidin. Pekmezli kadayıf yemek için gidin. Atlama kulelerini görmek için gidin. Aziziye tabyalarını görmek için gidin. Mecidiye tabyalarını görmek için gidin.
CAM00065

Daha çok gidin dedirtecek şeyler vardır da ben 3 günde bunları söyleyebildim.

Valla enteresan bir şehir olduğunu ilk cümle olarak söyleyim.

Doğu gibi değil. Çok dingin, değişmeye yavaş yavaş başlamış ama çok da istemiyormuş gibi duran, küçük ama dev gibi bir algıya sahip şehir Erzurum.

İnanın bunları inanarak söylüyorum.

Ben çok sevdim.

Doğu gibi değil derken, hiç gitmemişler için söylüyorum. Bir şehre gitmeden oluşan o suni algı varya, doğuysa gelişmemiştir, kapalıysa bağnazdır, küçükse geridir gibi…

Konya’ya da gelmeyen aynı algı hastalığına yakalanmıştır ya, aaa Konya bu kadar modernmiymiş, güzelmiymiş, falanmıymış, filanmıymış denir ya, aynı onun gibi…

Benimki onun gibi değil ama hiç gitme fırsatı olmayınca, sanki ona benziyormuş gibi gelebilir.

Öyle tepeden bakar, küçük görür gibi değil. Aman yanlış anlaşılmayım.

Şehir kış şehri bariz. Halk kış olsun, kar yağsın istiyor.

Karı uzun süredir görmemiş ben için hayret verici ama karla yaşayan bir şehrin algılanması anlamında önemli.

Kar yağsın ki kayak yapalım, kar topu oynayalım, heyecan gelsin istiyor şehir.

Kar yağınca kendi benliğine kavuşuyor belki de.

Kış olimpiyatları şehrin farkındalığını artırmış belli. Kabuk değişimini tetiklemiş sanki. Erzurum daha da gelişecek, değişecek. Acayip bir potansiyel var. Çok cazibe noktaları var. Ama bu noktaları geliştirecek vizyon sahibi yöneticileri istiyor.

Tarih fışkırıyor adeta. Ama tarihi eserlerin hepsi tat. Konuşmuyorlar.

Erzurum yazan herhangi bir hediyelik eşya bulunmaz mı? Bulunmaz. Bulamadım.

Çünkü tat olma durumu sirayet etmiş her yere. Türkiye’nin kronik hastalığı aslında. Bunun adını da mütevazılık koyuyoruz.

Neymiş efendim. Mütevazı olacaksın, sen söylemeyeceksin, o söyleyecek. Kim? Bilmem! Belki biri çıkar.

Yok öyle! Şehirlerin konuşma zamanı gelmesi lazım. Erzurum bir konuşsun. Şiir gibi konuşur. Mardin konuşsa şiir gibi konuşur, Konya konuşsa şiir gibi konuşur. Ama maalesef birileri susturuyor. Adını da mütevazılık koyuyor. Yazık değil de ne?

Şimdilik bu olsun, böyle olsun. Ama kış seviyorsanız kesin gidin Erzurum’a. Tarih seviyorsanız kesin gidin Erzurum’a. Stajyer gurme adayıysanız kesin gidin Erzurum’a. İyi yolculuklar size.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

KİTLEYİ KİTLEME ZAMANI

Seçim sathı mailine hoşbulduk. Herkesin bir anket sonucu var içinde. Herkesin bir seçim sonucu ekranı var.

İçini de dolduruyor. Şöyle şöyle olacak. Şundan şundan dolayı o bitti. Kesin o kazanacak. Kendi arzusuyla yakaladığı genel bir sebebi birleştirip kartopuna dönüştürüyor.

Halk böyle düşünüyor.

Adaylar farklı mı ya?

Onlar da, genel temayül kesin aday olmalısın dedi, kıramadım.

Çok isteyenim var. Ne yapayım? Kıramadım.

Şöyle baktım da benden başkada doğru dürüst bu işi yapacak kişi yok.

Diğerleri çok boş, valla, şöyle şöyle yapmış, ama kimse bilmiyor.

Amaç ne?

Tek ben varım. Diğerleri yok.

Bu düşünce iklimi bizim damarlarımızla var. Herkeste var.

Bireysellik süper hakim.

Böyle olunca kurumsallaşmakta biz de sallamakla eşdeğer. Salla gitsin. Nereye? Nereye denk gelirse. Adıda kurumsalız.

Günü tüketme, unutturmanın adı olmuş bu.

Böyle olunca kişilik yok. Kişiliksiz. Kişiliksiz kurumlar.

Amaca ulaşmak için her yol mubahtır’ın Türkiye versiyonu.

Şimdi adaylarda bir şekilde aday oluyum da, nasıl olursa olsun, derdindeler.

Adamını bul hallet. Bunu ussallaştıracak genel ifadeler söylensin, yok temayül, yok anket, yok mülakat valla hakkaniyet…

Kamuoyu nasıl oluşur? Kamuoyunda buna inanç varsa sorun yok. Ama kamuoyu buna inanmıyorsa, buna kısaca kurusıkı, palavra demek mümkün.

Umarız kitleyi etkileyecek adaylar seçilir. Kitleye kitlenecek adaylar değil.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

SİYASİ PAZARDA ALIŞVERİŞ BAŞLIYOR

Konya’da siyaset başka. Herşey başka siyasette başka tabii. Haliyle onun iletişimi de başka. Önceden sessizce yapılan, işini bileceksin siyasi anlayışı ile adaylar belirleniyordu. Outdoorda olmak çok avantaj değildi. Indoor görüşmeler adaylık için yeterliydi.

Bu böylemi gidecek?

Hala böyle olmasını isteyenler var tabii. Adamını bulurum, tepeden hallederim diyenler.

Kimsenin bilmediği tanımadığı kişi tepeden iniveriyor. Kim bu? Bilmem. Büyükler bilir. Ben bilmem kocam bilir gibi bidurum sanki.

Şimdi böyle olmayacak. Olmaması lazım. Öyle değil mi?

Kamuoyu araştırmaları var artık. Kimin kapının dışına çıkıp imaj almış bu araştırmalar gösterecek. İmaj mı?

İmaj önceden elden ele ve torpille geçirilen garip bişiydi. Hak edeni küstüren, kenara atan bişiydi.

Artık kamuoyu araştırmaları biriken hafızayı ortaya çıkartacak. Bakalım Konya’nın belediye başkanları insanların hafızasına ne ekmişler görülecek.

Hafızayı ciddiye alanla almayanlar ortaya çıkacak. Karne ellerine verilecek yani. Kırıkları çok olanlar karnenin üstünü çamaşır suyuyla silemeyecek.

Karne halkıyla gönül bağını kuranları gösterecek. Yaptığını anlatabileni gösterecek. Yaptın ama anlatamadıysa da gösterecek. Son pişmanlık fayda etmez şarkısını bazıları çok söyleyecek.

İletişim o yüzden çok önemli. Gönül bağı için önemli, yaptıklarını anlatabilmek için önemli, kamuoyu araştırmalarında spontane hatırlanmada çıkabilmek için önemli.

Tepeden torpilliler artık seçilmesin, gelmesin. Hakkatten gelmesin. İletişimiyle halkın hafızasında olan ve o gönül bağını kurabilen gelsin.

Partiler buna nasıl bakıyor ya?

Ak Parti aday adaylarının inancı, ne olursa olsun, aday adaylığında koştururum, para harcarım aday oldum mu para harcamama da gerek yok, zaten seçilirim, düşüncesiyle iletişimi kısa süreli tutma şeklindedir. Aday olamasam bile piyasada görünür olurum, sonraki makamları kaparım diyenlerde çoğunlukta tabii. Burada Başbakan karizması herşeye bedel.

CHP ve MHP’de ise iletişim çok ciddiye alınmıyor maalesef. Birebir iletişimle yapılacak PR yeterli görülüyor. Aday olurum, sonrası hayırlısıysa olur iletişim anlayışı hakim olmuş gidiyor.

Strateji yok, taktik yok yani.

Adaylar kamuoyu fikri nasıl oluşur, nasıl değişir, nasıl pekişir bilmiyor.

Yerel seçimlerde genel seçimler gibi oldu sanki. Lider etkisi altında bahtımıza ne düşerse artık hakim gibi. Bu anlayıştan çıkan yerel kimlikler hem kısa hem de uzun vadede farklılaşacak. Şimdiden farklılaşmaya başlamak lazım. Yumurta kapıya dayanınca medyada fellik fellik dolaşmak nafile. Şimdiden söylemesi!

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın