ŞURADAN AL ŞURAYA KOY

Grafikerlere söylenen en can alıcı söz.

Ne var ki canım şuradan al şuraya koy.

Hadi hemen iki dakikada yapıver.

İki dakikada yapılıverince ve şuradan alıp şuraya konuluverince ucuz da olmuş oluyor.

Bu mesajın altında esas bu yatıyor.

Senin ücretin ne olabilir ki?

Haa yüksek söylersen de ben zaten seni küçülttüm hızla aşağıya düşürtürüm cümleleridir bu.

Bizim yaşamımızda her ne olursa olsun değerini hiçleştiren bir cümle. Ürünlerde de oluyor ama hizmette çok yüksek oranda.

O yüzden Konya’da hizmet yok deniyor.

Hizmet üretenler sıkıntı üstüne sıkıntı yaşıyorlar. Kapatılan işyerinin haddi hesabı yok.

Bunlar ürün ve satış odaklı geri kalmış zihniyetin yansıması maalesef. Zamanla modern pazarlama ve müşteri odaklı pazarlama sürecini geçeceğiz ama ciddi zaman alacak.

Ürün ve satış mantıklı yönetici kendini düşündüğü için karşıdakinin ne yaptığını nasıl yaptığını asla düşünmüyor, önemsemiyor bile.

Bu yüzden de grafik ne olaki! Amaan oturduğu yerden iki tıklıyor para kazanıyor! Ve buna benzer cümlelerle karşısındakini iyice kendi seviyesinin altına indiriyor. Amacı fiyatını ucuzlatmak, ucuza satın almak.

Grafiker de aslında içinden ya da arkasından şunu söylüyor. Otur sen yap o zaman. Şuradan şuraya sen koyuver. Hadi hemen iki dakikada yapıver.

Ama bunun o işadamının yüzüne söyleyemiyor.

Şimdilik söyleyemiyor.

Bir gün gelecek ve söyleyecek.

Ne diyecek “sen benim yaptığım iki tıkı almıyorsun, sen senin ihtiyacını karşılayan faydayı satın alıyorsun” diyecek.

Ne zaman diyecek? Sizce…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

VALLA REKLAM

Billa reklam.

Benim reklama ihtiyacım yok diyen firmacıya şunu soralım.

Hiç kartvizit yapmamışsındır o zaman,

Şirketinde hiç kimsenin kartviziti yok demek ki, poşetlere yazarak müşteriyle iletişim kuruyorsun demek ki.

Hiç broşür katalog görmemişsindir o zaman, o ne ola ki cümlesi tam da katalog broşür için geçerli olsa gerek değil mi!

Tabela mı, yok canım ne gerek var ki, beni bilen biliyor tabelası kadar etkili tabela var mı ki diyorsundur.

Film mi! Bunlar gavur icadıdır diyerek hiç seyretmemiş, hiç yanına yörene yaklaşmamışsındır. Tanıtım filmimi haşa diyenlerdensindir.

Feysbuk, twittır mivittıra çok şükür bulaşmadık. Çocuklarımı bile uzak eyliyorum diyorsundur.

Çalışanlarımda bu tür gavur icatlarını zaten sevmezler diyenlerdensindir.

Doğru.

Valla senin reklama ihtiyacın yok. Hakkatten yok.

Zaten reklamlık işin de olmaz senin.

Reklam senin nazarına değmez de zaten. Mümkün değil.

Reklam yüzünden sana nazar mazar değer değil mi! Aman! Haşa!

J Reklam senin bildiğin gibi bişi değil. Korkma. Sana elleşmez. Suçu ondan bulma. Benim reklama ihtiyacım yok da deme. Onu tanımıyorsun ki hiç. Onun da sana ihtiyacı yok. Onu da bil.

Senin durumun için tek ilaç var. Sürün!

Hem eylem hem isim olarak.

Sürün ki, iz bıraksın.

Vazgeçilmezlerin olduğu yere doğru izin belli olsun.

Zoruna mı gitti!

Öyleyse şunları hiç deme. Olur mu!

Yok efendim işler kötü, yok efendim insanlar kadir kıymet bilmiyor, batıyor dedikoduları çıkartıyorlar hakkımda, kötü gününde hiç kimse yanıma yaklaşmıyor, yıllardır bu piyasanın köklü firmasıyım ama herkes gidiyor dışarıdan gelmiş yeni yetme birinden alışveriş yapıyor, bu milleti anlamıyorum …

Bunları hiç deme. Emi.

Zihninden sil. Suçu onda bunda reklamda bulma. Suç sende. Bilmeden bildiğini zannettiğin o önyargılarından kurtulmadığın için suç sende. Dünya değişiyor, dünyada bilgi hızla üretiliyor ama sen hala eski bilginle ahkam kestiğin için suç sende. Reklam seyrettiğin reklamı bildiğini zannettiğin için suç sende. Vücut senin ama kendi kalp ameliyatını neden yapamıyorsun? Doktora gitmen lazım geldiğini kaç yılda öğrendin. Reklam ve iletişim için doktora gitmen gerektiğini de öğreneceksin. Er ya da geç. Ben bundan eminim. Hadi hadi sende eminsin. Ama geç kalma.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

İletişimin Ruhu Var

Ruhu fark edenler için ifade eden bir cümle aslında. Ruh vücuda can verir, kimlik verir, farklılaştırır.

İletişim de aynen öyledir.

Kişiden kişiye, firmadan firmaya, markadan markaya değişmesi ondandır.

İçinde ruh var.

Aynı segmentte markalar, her şeyiyle aynı şey için mücadele ederlerken ruhları farklıdır. Alıcısı onları aynı görmez. Farklıdır der.

Ruhu anlamayan yönetici ise, hadi canım sendecilikle inkar eder, burun kıvırır, arkadan atar.

Ruhu anlamayan o kadar cüretkardır ki, her yerde boş boş konuşur. Boş teneke çok ses çıkarır da o yüzden belki de.

Duyan da doğru zanneder.

Cevap versen arandaki fark anlaşılmaz diye cevap vermek de istemezsin belki.

Bu öğrenmeye ve yeniliğe kapalı tavır ve anlayış ruh keşfini de imkansızlaştırır.

Ruhu anlamak istemeyenler yüzünden ilişkiler helak olup gidiyor.

Hem yakın ilişkiler hem uzak ilişkilerin temeli bu anlayışın varlığını keşfetmektir.

Yakın ilişkilerde yaşanan olumsuzlukları bir anlasak uzak ilişkilerdeki olumsuzlukları da yaşamayız.

Bunu niye bilemiyoruz?

Eğitimli cahillik kavramından dolayı. Eğitimli insanlarımız bunu anlamazsa topluma nasıl nüfuz edecek bu anlayış. Haliyle edemeyecek. Edemiyor da…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ordu Şehri Markalaşıyor

TURİZM HAFTASI 2014-BASKI-2

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Reklam Hocası Der ki!

derki1

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

diyorki

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

REKLAMDAN ÖNCE

Reklam yapmadan önce şirketinizdeki çalışanlarınıza iletişimi öğretin.

Telefonla konuşmayı öğretin.

Mail nasıl yazılır öğretin.

Alınan emri ya da düşünceyi karşı tarafa nasıl aktaracağını öğretin.

Kraldan çok kralcı olmaması gerektiğini öğretin.

İki tane makam ve masa sahibi olunca havalara girmemesi gerektiğini öğretin.

Misafirleri karşılamayı öğretin.

Müşteriye çay mı kahve mi içeceği nasıl teklif ediliri öğretin.

Yanlış anlaşılma olduğunda nasıl çözüleceğini öğretin.

Gülmeyi ve yapmacıksız gülmeyi öğretin.

Personelin kendine bakması gerektiğini öğretin.

Özellikle bayanların saçına ve makyajına dikkat etmesi gerektiğini öğretin. Saçaklı sabile gibi gelmemesi gerektiğini kafasına soka soka öğretin.

Bu öğretmeleri çoklaştırın kendinizi özel…

Şirketinizi mesajlarını bir noktaya odaklayın ama mesajları etkili olarak çoklaştırın.

Nasıl göründüğünü fotoğraflayın.

Reklam fotoğraflaması yapın. Vesikalık fotoğraftan bahsetmiyorum.

İnternet medyasını sizinle ilgili kaliteli bilgiyle ve görselle doldurun.

Bizi bilen zaten biliyor cümlesinden arınarak bu dolguyu yapın.

Bunlarda yol almaya başladınız mı, şimdi reklamı düşünmeye başlayabilirsiniz.

Bunlarda kıpırdama yok mu reklamı aklınızdan bile geçirmeyin, yeltenmeyin bile.

Bunları yapmadan Google’da reklam yapsanız herkes sizi tıklasa, açıkhavada bağırmadığınız yer kalmasa, radyolar sizden başka kimseyi duyurmaz olsa, dergiler gazeteler boy boy sizi gösterse ne fayda.

Ne olacak yani, sizi herkes duysa ne olacak.

Boş teneke çok çıkartsa daha mı çok alıcısı oluyor.

Cevap…

İçinizden cevap verin.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

SADECE İLETİŞİM KUR

Firmaların yapması gereken sadece bu.

İletişim kurmak.

Malını ya da hizmetini satmak değil.

Sadece iletişim kurulması gereken bir duruma geldik.

Bu nasıl yapılacak?

Bunu herkes iletişimi bilerek yapacak.

Satışı düşünen zihniyet bu iletişimi kuramaz artık.

Yani satış elemanlarınız da sadece iletişim becerisine sahip olsunlar.

O da yeter.

Satmak.

Kakalamak demek.

Satmak.

Stoğu eritmek demek.

Satmak.

Patronun gözüne girmek demek.

Satmak.

Günü kurtarmak demek.

Böyle satmak artık kimseyi bir yere götürmüyor.

Satmak uzun vadeli, sürdürülebilir olduğunda satmak anlamına geliyor.

Bu sebeple satmak tek başına iş yapmıyor.

Satmak odaklı zihniyet satış sonrasını düşünmediği için olmuyor.

Çünkü bu anlayış kakaladım banane banane anlayışında…

Uzun vadeli ve sürdürülebilir satış, satış sonrasını düşünüyor. Garanti ve iadeyi planlıyor.

Ürün iadesinde nasıl refleks vereceğini planlıyor. Ürün iadesi geldiğinde küsmüyor, çemkirmiyor, hatta seviniyor.

Böyle firmalardan olmanız için tüm çalışanlarınızı bu kıvama getirmeniz gerekli. Siz öylesiniz ama kapıdaki güvenlikçiniz öyle değilse bu işte başarılı olamıyorsunuz. Bütünleşik pazarlama iletişimine giden yolu bulursanız bu değişimi yaşarsınız yoksa çoook çırpınırsınız.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

2014 REKLAM İSTİYOR

Reklam gittikçe reklam gibi olmak istiyor. Reklam tarihi, dünyada reklamın yolculuğunu gösteriyor. 1930’lu yıllarda yaşanan reklamcılık anlayışı değişimi bile bizde yaşanmıyor. Yıl oldu 2014, hala biz Amerika’daki reklam değişiminin çok gerisindeyiz. Yaklaşık 100 desek doğru olur. Kendimizi kandırmadan bunu itiraf edebilmek lazım.

Kişi başına reklam harcaması Amerika’da 500 dolar, Avrupa’da 200 dolar bizde 10 dolar-20 dolar.

Karne kötü değil, berbat.

Reklamı sadece yeni nesil reklamcılara öğretmemiz yetmiyor, yetmeyecek.

Reklamı her girişimci bilmek zorunda.

Girişen insan reklamı bilmeyince nereye girişeceğini bilemiyor.

Reklam girişimci eğitimlerinin vazgeçilmezi olması lazım. Ama bu farkındalıkta da değiliz.

Reklam sadece birilerinin fantezisi, kişisel arzusuymuş gibi algılanınca düşünsel devrim zor yaşanır. Bu düşünsel devrim yaşansa marka namzetleri de boy göstermeye başlayacak. Amerika’da bu aynen böyle olmuş.

Bize tavsiyem önce reklamın girişim için şart ve önemli bir modül olduğunu anlamalı.

Her yetkili bunu fark edebilmeli. Kamu ve özel ayrımı yapmaksızın.

Özel sektör bunu farketse, kamudaki zihniyete tosluyor ve yoruluyor, vazgeçiyor.

Firmanın patronu bunu farketse, aşağıdaki personele tosluyor, dağılıyor.

Sanayi başkanı bunu farketse, yönetim kurulunda başka bir cahile tosluyor, parça pinçik oluyor dağılıyor.

Entegrasyonu tüm vücudu düşünülerek yapmalıyız. Entegrasyon için bu şart, vücut demek entegrasyon demek zaten.

İşte yeni bir yıl yeni bir farkındalık olması en büyük dileğimiz.

Reklamla iletişimimizi sadece tek bir fayda için değil entegrasyon için yapalım ve gerçek anlamda başarılara ulaşacak örnekleri çıkartalım.

Bu konularda fikir sahiplerinden uzak durmak lazımdır. Bilgi sahiplerine başvurmak elzemdir. Aradaki farkı yüksek bedeller ödeyerek öğrenmeyelim artık. Çin’de bile olsa gidilmesi gereken bilgiye koşarak gitmek dileğiyle…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

DADAŞLAR DOĞU FALAN DEĞİL

Erzurum’a hiç gitmemiş olanlara peşin peşin söyleyim. U dönüşü yapın ve bir şekilde Erzurum’a gidin. Yolunuzu değiştirin gidin. Bahane bulun gidin. Fırsat bulun gidin. Uçağa binin gidin. Kayak yapmak için gidin. Cağ kebabı yemek için gidin. Kadayıf dolması yemek için gidin. Pekmezli kadayıf yemek için gidin. Atlama kulelerini görmek için gidin. Aziziye tabyalarını görmek için gidin. Mecidiye tabyalarını görmek için gidin.
CAM00065

Daha çok gidin dedirtecek şeyler vardır da ben 3 günde bunları söyleyebildim.

Valla enteresan bir şehir olduğunu ilk cümle olarak söyleyim.

Doğu gibi değil. Çok dingin, değişmeye yavaş yavaş başlamış ama çok da istemiyormuş gibi duran, küçük ama dev gibi bir algıya sahip şehir Erzurum.

İnanın bunları inanarak söylüyorum.

Ben çok sevdim.

Doğu gibi değil derken, hiç gitmemişler için söylüyorum. Bir şehre gitmeden oluşan o suni algı varya, doğuysa gelişmemiştir, kapalıysa bağnazdır, küçükse geridir gibi…

Konya’ya da gelmeyen aynı algı hastalığına yakalanmıştır ya, aaa Konya bu kadar modernmiymiş, güzelmiymiş, falanmıymış, filanmıymış denir ya, aynı onun gibi…

Benimki onun gibi değil ama hiç gitme fırsatı olmayınca, sanki ona benziyormuş gibi gelebilir.

Öyle tepeden bakar, küçük görür gibi değil. Aman yanlış anlaşılmayım.

Şehir kış şehri bariz. Halk kış olsun, kar yağsın istiyor.

Karı uzun süredir görmemiş ben için hayret verici ama karla yaşayan bir şehrin algılanması anlamında önemli.

Kar yağsın ki kayak yapalım, kar topu oynayalım, heyecan gelsin istiyor şehir.

Kar yağınca kendi benliğine kavuşuyor belki de.

Kış olimpiyatları şehrin farkındalığını artırmış belli. Kabuk değişimini tetiklemiş sanki. Erzurum daha da gelişecek, değişecek. Acayip bir potansiyel var. Çok cazibe noktaları var. Ama bu noktaları geliştirecek vizyon sahibi yöneticileri istiyor.

Tarih fışkırıyor adeta. Ama tarihi eserlerin hepsi tat. Konuşmuyorlar.

Erzurum yazan herhangi bir hediyelik eşya bulunmaz mı? Bulunmaz. Bulamadım.

Çünkü tat olma durumu sirayet etmiş her yere. Türkiye’nin kronik hastalığı aslında. Bunun adını da mütevazılık koyuyoruz.

Neymiş efendim. Mütevazı olacaksın, sen söylemeyeceksin, o söyleyecek. Kim? Bilmem! Belki biri çıkar.

Yok öyle! Şehirlerin konuşma zamanı gelmesi lazım. Erzurum bir konuşsun. Şiir gibi konuşur. Mardin konuşsa şiir gibi konuşur, Konya konuşsa şiir gibi konuşur. Ama maalesef birileri susturuyor. Adını da mütevazılık koyuyor. Yazık değil de ne?

Şimdilik bu olsun, böyle olsun. Ama kış seviyorsanız kesin gidin Erzurum’a. Tarih seviyorsanız kesin gidin Erzurum’a. Stajyer gurme adayıysanız kesin gidin Erzurum’a. İyi yolculuklar size.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın