ANADOLU’DA USLU FİRMA KAYNIYOR!

İletişimin susanını ödüllendiriyoruz. Susarsan, sorun çıkartmayan oluyorsun ve daha sempatik oluyorsun. Sosyal kodlarımız böyle. Azıcık konuştun mu, susanların arasında oyun bozan oluyorsun. Sevilmiyorsun. Bunu da dayandırıyoruz sağlam cümlelere “Sus da molla sansınlar”. Etrafımız molla kaynıyor yani anlayacağınız.

Sustuğun zaman seni seçiyorlar, seni güvenilir buluyorlar hatta sen biliyor oluyorsun. Bilmene bile gerek yok. Sustun mu biliyormuş gibi yapıyorsun zaten. Konuştuğun zaman cahilliğin ortaya çıkabilir. Tehlikeli yani. Bilmiş görün. Sus!

Bu tavır sosyal davranış kalıbına dönüşünce cahil topluluklarımız çoğalıyor. Sustukça öğrenmesine gerek de kalmıyor. Çığ gibi büyüyorlar. Biliyormuş gibi yapan ama herhangi yapmışlığı, tecrübesi olmayan kişiler ve gruplar gittikçe fazlalaşıyor. Bu durum bilmeyen cahiller yetiştiriyor. Bu bilmeyen cahiller yeni nesilleri de yetiştiriyor. Bilmeyen bilmeyene öğretiyor. Ahkam kesenler ortaya çıkıyor. Çoğaldıkça çoğalıyorlar.

Bilmediği konuda ahkam kesenler makbul oluyor. Sosyal ilişkilerde bu niteliksiz yumak girişimcilikte, kurumsallıkta, insan kaynaklarında ve marka yönetimlerinde de aynen devam ediyor.

Niye o kadar girişimcilik kursuna rağmen kimse yaratıcı ve sürdürülebilir girişimci olamıyor?

Niye kurumsallık mı aman boşver böyle iyi diyen firmalarımız çok?

Niye insan bir kaynak olarak görülmüyor hala biri gider diğeri gelir olarak görülüyor?

Niye marka yönetimi bir kişinin dudakları arasında sıkışıp kalıyor? Dudakların arasından yönetiliyor marka adayları?

Tüm bunları söylemenin ve seslendirmenin bile yanlış olduğu bir dönemdeyiz aslında. Her konudan anlayan hiçbir tecrübesi, eğitimi ve bilgisi olmayanların hakimiyetinde firmalar kurulup batıyorlar. Batmayanlar batmak üzereler.

Anadolu’nun uslu firma yönetimi kısaca bundan ibaret.

Bu anlayışta iletişimsizlik sorunsuzluktur. İletişim kuran, haşarı çocuk muamelesiyle cezalandırılır bile. Aman göz önünde olup başıma iş açar bu iletişim düşüncesi hakimdir. İletişimi yönetemeyen, rastgele diyerek giden firmalarımız kendilerine çarpacak kazayı bekliyorlar. Suskunluğunu yöneten firmalar marka yönetimine hiç geçemiyor. Marka konumlandırmanın esamesi okunmuyor Anadolu’da haliyle. Marka değeri hak getire gidiyor. Marka çağrışımsızlığı sadece uslu olmaya gidiyor. Dünyada markaların başına, bin bir türlü güzel işler açan iletişim, Anadolu’muzun suçlu çocuğu maalesef ki.

Reklam iletişimi Anadolu için yeniden tanımlanmalı. Yeniden modellenmeli. Yeniden ama uzun soluklu işlenmeli. Gerilla reklam anlayışı ile değil.  Anadolu’ya reklamı götüren anlayış olan sat-kaç artık silinerek, susturulmuş, uslu çocuğu konuşur hale getirmeli.

Reklam Pastası Anadolu’suz Büyümez

Reklam pastamızı nasıl artıracağımızı zaten reklam verenlere yeni görevler biçerek yapmak yerine, iletişim anlayışı bakir alanlardaki firmalara odaklayarak yapmak daha geri dönüş alıcı sonuçlar verecektir. Zaten daha önce sondajlar yapıldı ve maden olduğu alanlar belli. Hangi şehirler öncül olacak hemen hemen belli. Kayseri, Gaziantep, Konya, Antalya, Eskişehir, Adana bu iller başat olmaya namzet şehirler. Bu şehirlerdeki başat uygulamalar reklamveren sayısını artıracak ve geridekileri cesaretlendirecektir. Konya’daki uygulamalar Karaman’a Niğde’ye Afyon’a bulaşacaktır. Diğer illeri de bu şekilde reklamveren haritasında değerlendirdiğimizde hale etkisi büyük boyutlara gelebilecektir. Ancak uygulama için entegrasyon şart. Reklamcılar Derneği baş rolde olmadıkça da bu entegrasyon olmaz. Elinizde tuttuğunuz Marketing Anadolu bu entegrasyonu sağlamada çok önemli bir adım. Başta sayın Günseli Özen Ocakoğlu’nu, Marketing Anadolu platformunu ve Marketing Türkiye ailesini bu efor için kutlamak lazımdır. Kamudaki bazı çabalar sonuca odaklanmak yerine göz boyamak için yapıldığı için başarılı olamadı maalesef. Azalan niyet yasasıyla azalıp giden geçmiş yıllardaki etkinliklere bakarak vazgeçmeden bu yapılmalı. Mümkün mü? Mümkün olmalı. Hatta zorunlu. Reklam veren ne kadar artarsa toplumun yaşam kalitesi de o kadar artar. Nokta.

Kamu Reklamverenlikten Çekilmeli!

Kesinlikle çekilmeli. Reklam rekabetçi avantaj elde etmede kullanılacak objektif silahtır. Yani haksız rekabetle korunur, tüketici yasasıyla korunur, marka yasasıyla çevrelenmiştir, yani tüm diğer yönetmeliklerle, yasalarla korunur da korunur. Çünkü reklam yapan kişinin haksız bir kazanç elde etmesini engellemek kamunun görevidir. Reklam yapmayanın da yine haksız şekilde ezilmesini engellemek kamunun görevidir. Reklam veremeyen de reklam vererek aynı hak ve kazançlara erişebileceğini bilir. Liberal ekonomi bunu sağlar. O yüzden de liberal ekonominin en büyük gücü reklamla hayat bulur.

Reklam olmayan toplumlarda başka güçler devreye girer. Yer altı güçleri, masa altı güçleri, akraba güçleri, yandaş güçleri, benim adamım senin adamın güçleri. Yani liyakat ve objektiflik yok. Reklam kesinlikle toplumların da firmaların da büyümesi için çok önemli itici güçtür. Ancak bu reklam objektif olmayan toplantılarla ve sadece kendi menfaat gruplarına ulaşmak için yapılan haksız kazanç kapısı olursa, reklam gibi olmaz. Reklam herkesin kendi akraba tanıdıklarına destek olma aracı haline gelir. Topluma katkısını kimse göremez. Firmalar reklam veremeyen firmalarsa bunda bu mantalitenin büyük etkisi vardır. Zaten en büyük reklamveren kamudur. Kamu derken bundaki en büyük reklamverici belediyeleri ifade ediyorum. Belediyeler tüm şehirlerde tabela ve açıkhava reklam gelirlerini topladıkları için şehrin tanıtım film harcamasını da, katalog harcamasını da, özel gün ve gecelere yönelik organizasyon harcamasını da, büyük bütçelerle yapma ve yaptırma gücünü eline tutuyor. Güç bende artık diyen bu anlayış hangi zaman ve dönemde olursa olsun, eğitimsiz ve bilinçsiz ellerde har vurup harman savuruyor herşeyi. Maliyet fayda yapılsa görülecek ama şifahi bir iş yapış biçimi bunu da ortaya çıkartmaz. Ama söylemek lazım ki yüzde 100’lere yakını heba olup gidiyor. Dünyada reklam sektörü niye gelişiyor? Çünkü hesap verebilirliğini işletiyor da ondan.

Bizde ise, kamumuzun  tüm iletişim materyalleri birbirini görmez. Yani birbiriyle alakası yokmuş, başka şehirlerin iletişim faaliyetleriymiş gibi duracak tarzda birbirine küs. İletişim dilinden, tonundan habersiz garip guraba işler. Hepsi de çizgi altı. Çizgi altı çöplüğüyüz neredeyse. Depolar kataloglarla broşürlerle doludur. Harcandı bitti saygısızca durumu.

En son kamu spotlarıyla çizgi üstüne çıktı kamu iletişim anlayışı. Bunlar aslında markaların sosyal sorumluluk alanları. Markalarımız sosyal sorumlu pazarlama anlayışına geçiş yapsa kamu spotlarına da bu kadar gerek kalmayacak. Kamu spotları iyi ama çok yoğunlaşırsa algı ve önemi geriye düşmeye başlayabilir. Bu sinyalleri almak lazım. Etkisiz ve yorgun kamu spotlarını görüp durdurmak ya da yenilemek lazımdır.

Kamu pazarlama anlayışını şimdi ifade etsek kamudaki astlar suratımıza garip garip bakarlar. Cümleyi alıyorlar ama anlamıyorlar. Kamu güç bende anlayışını kamu pazarlaması ve kamu değerini yükseltmek için kullandığında ülkenin refahı bundan etkilenecek ama bunu ne zaman görürüz. Pazarlamanın temel şifresi olan kaliteli ürün, kaliteli iletişim anlayışının farkında olması lazımdır kamu. Yani insan kaynağımızı daha kaliteli hale getirecek güç burada yatıyor belki de. Bunu yapmak şimdilik zor gözüküyor. Ya da yakın tarihte böyle bir emare yok!

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ÇAĞRIŞIMSIZ ANADOLU, KONUMLANDIRMASIZ ANADOLU

Anadolu’nun Kobileri Obileri 500’leri 1000’leri oturup “bizi kim nasıl biliyor”a çalışması lazım. Ciroya çalıştıkları için tek çağrışımları “durumu iyi mi” oluyor. Yani bilenler onları durumları iyi olarak biliyor. “Durumu iyi” o zaman tamamdır. Yeterlidir. Gerisi laf-ı güzaf. Durumu iyiyse herkes onun etrafında pervanedir zaten. Ego tepelerde olduğu için mecburen pervane gerekir. Ona ihaleler verilir. Ona güzel yerlerden araziler verilir. Ona iyi çalışanlar gider. O siyasette de hakimdir. İş ihtiyacı olan ona gider, iş dilenir. Çalışanının sigortasını lütfen yaptırır, kimse ses çıkartamaz. İş kuracak onu dinler, ona koşar. Herkesin ağzı açık dinlediği hep o’dur. Yani çağrışımsız markadır aslında o. Tek çağrışımı egom tepelerde şarkısının çağrışımıdır. Tek konumlandığı yer banka hesabındaki bol sıfırlı rakamlardır. Başka çağrışımlar ne ola ki! Başka konumlandırma mı ne gerek var ki!

Ama bir gün olası kriz dedikoduları, küçük sallantılar onu yerle bir ettiğinde herkes ondan uzaklaşır. O artık yalnızdır. Yalnızlaşan “durumu iyi adam” kötüye gider. Dedikodular tersine dönmüştür artık. Düşenin de dostu olmak zordur. Risktir. Kimse de bu riske girmek istemediği için o kişi maalesef yok olur gider. Giden sadece bir kişi değildir aslında. Giden yılların birikimi, tecrübesidir. O tecrübeler geriden gelen genç beyinlere anlatılabilir olsa hatalar tekrar edilmez. Öğrenme kuleleri bize hepimize yeni ufuklar gösterir. Firmalar böyle büyür. Yeni insan kaynakları yeni hedeflere ancak böyle yetişir. Maalesef bizim değer bilmez bu yapımızda, at yenisi gelsin düşüncesiyle insanları da paraları da birikimleri de tecrübeleri de değersizce heba ediyoruz. Hiçbir değeri yok, hiçbir şeyin.

Ondan sonra yeni yetmeler iş kuracaklar da, firmalar, üretim tesisleri büyüyecek de, markalarımız çoğalacak. Çağrışım yoksa konumlandırma da olmaz marka da olmaz.

Bu Anadolu’nun kısa briefidir maalesef.

Bu film böyle çağrışımsız ve konumlandırmasız devam edip gidince iş kurup batıranlar kime çalışır. Tabii ki ancak tabelacılara. Bir yılda iki yılda batıp yeni iş kuranların tek ana masraf kalemi tabelaları olur. Böylece Anadolu’nun çağrışımsız yapısı marka yaratamıyor. Tabela yaratıyor. Tabelacılar yaratıyor. Tabela sektörünü geliştiriyor. Tabela sektörü çok inovatif oluyor. Reklamın yan sanayisini yandan yandan büyüyor yani.

Büyük totemler, büyük binalar, büyük araç filoları, büyük araziler değerli yapmıyor artık firmaları. Sadece belki de obez yapıyor firmaları. Marka eşittir değer. Marka eşit değildir obez.

Anadolu’da hele Konya’da kocaman tabelalara ve devasa binalara sahip nice holding buharlaştı gitti. Hala o devasa binaları boş duranlar bile var. Eee hani büyük bina, büyük totemler, büyük banka hesapları, arazileri onları değerli yapıyordu. Hatta onlar o dönem biz markayız klipleri çekiyorlardı. Tarihten ders çıkartamadık bu konuda da. Egosantrik kişiler tozu dumana katıp gittiler. İnsanların girişim ve yatırım yapma iştahlarını bile yok edip gittiler belki de.

Yenilen kazıkların bileşkesi olan tecrübeye yeni hikayeler katmanın dışında bir faydası olmadı. Züğürt tesellisine yeni katılımlar oldu sayelerinde.

İletişimsiz toplum değer yaratamaz. Değer yaratamayan toplum marka da çıkartamaz. Maalesef karşıdaki insanlara sadece bende yüksek ego var, benim yanıma yaklaşırken desturla yaklaş diyen egosantrik çağrışımlı firmalar ve sahipleri farklılaşmayı sağlayacak çağrışım üzerine yatırım yapacak şekilde değişmeliler.

Satın alma sebebi yaratacak çağrışım üzerine çalışmalılar. Olumlu duygu ve tutum yaratacak çağrışım arayışına girmeliler. Hatta daha da markalarını büyütecek, genişletecek, portföylerine yeni katacakları ürün grup kararlarını verecek çağrışımlara odaklanmalılar.

Tüm bu kararları “her şeyin hayırlısı” diyerek almaktan vazgeçip pazarlama iletişim öğretisiyle stratejisiyle alabilmeliler.

Anadolu maalesef hala stratejiyi bilmeden iş kuruyor, iletişimin ruhunu ve felsefesini bilmeden, önemsemeden, yatırım yapıyor, yeni iş alanları belirliyor, ortaklık yapıyor, reklam yapıyor, promosyon veriyor.

Anadolu’nun firmaları şunu önce kavramalı. Firmalarında avukat ve muhasebeci nasıl zorunluysa, iletişimcilerin de artık o kadar zorunlu olduğunu kavramalı.

İletişimciler de, pazarlama, reklam, halkla ilişkiler ve marka düzleminin tüm eklemlerini ve ruhunu kavramış şekilde hazır kıta olmalılar.

Bunların birleşiminin ilk artısı ne olur diye sorarsanız hemen söyleyim. Fiyat indirerek rekabet ettiğini zannetme duygusundan kurtarır firmaları. Çağrışımlı, konumlandırma stratejisine sahip firmalar marka ligine girmeye başlarlar. Ciro liginden marka ligine geçmenin dayanılmaz hafifliği Anadolu’yu bambaşka şekle sokar. Bunu da ancak fikir sahipleri ile değil bilgi sahipleriyle yapabiliriz. Nokta.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ANADOLU BOŞ MU DOLU MU?

Anadolu dezavantaj ifade ederken avantaja geçmeye başladı. Global köy kitaplarda yazıyordu ama gerçek yaşamda öyle değildi maalesef. Anadolu’da hiç değildi. Köy hala köydü, global hala globaldi. Yakınlaşması hatta iç içe geçmesi için sadece zamanda yeterli değildi.

Zaman sadece meyveleri olgunlaştırıyordu.

Anadolu’nun cengaver firmaları Anadolu’nun gerçekten dolu olduğunu söylemeliydiler. Geçen yıllarda bunu yurt dışı fuarlarında söylemeye başladılar. Sonra kendi şehirlerindeki fuarlarda söylemeyi sürdürdüler. Konya mesela bunu yaptı. Fuar iletişimi neredeyse bütünleşik iletişim. Orada firma her şeyi yapınca bütünleşik pazarlama iletişimi yapılıvermiş oluveriliyor.

Belki hala o aşamada olduğumuz için öyle dedim. Bu aşamadan da çıkıp ilerilere taşınmak isteyenler yok mu? Tabi ki de var. Ama bu hemencecik olmayacak, olmuyor.

Anadolu evet dolu ama nicelikle dolu nitelikle dolu değil. Nitelikle dolu olduğunu söyleyebilecek ya da haykırabilecek zamanı da hızlandırmak lazım. Bunu yapabilmek için hem Anadolu tarafı hem İstanbul tarafı yaklaşmalı. Globalin köy olduğunu söylüyorsak İstanbul ne acaba?

Ağdalı iletişim yerine daha ayakları yere basan iletişimle, hesap verebilir iş planlarıyla Anadolu, dolu olduğunu Türkiye’ye haykırabilecek ama bunun için Anadolu Empatisi yapmak lazım. Kim yapacak? Kim?

REKLAMA NAZAR DEĞSE DE KURTULSAK!

Anadolu reklamı ayaküstü verir. Ya da ayakta bile muhatap olmaz. Kapıdan gönderir. Öyle uzun uzun toplantılarda karar vermez. 3 saniyede reklam yani!

Apartmanlara girilmeyecek listesine reklamcı da alınmışsa, firmalardaki bu durum çok da yadırganmamalı aslında.

Reklam büyümek isteyen firmaların işidir. Herkesin reklam yapmasını istemek zaten yanlış. Küçüklerin çoğaldığı yerde reklamcı olmak da, reklamcı yetiştirmek de çok zor.

Ama reklamla ilgili el freni niteliğindeki cümleleri yok etmek için doğru reklam ve marka örneklerini çoğaltmamız lazım. Anadolu’da bazı illerimize marka çıkarmaları konusunda pozitif ayrımcılık yapmak lazım herhalde. Konya bu pozitif ayrımcılığı çok iyi değerlendirebilecek bir şehir. 5 yılda 10 marka çıkartmaya en yakın şehir Konya’dır desem hiç şaşırmayın.

Ama bunun için önce reklamın üstündeki nazarı almak lazım. J İnteraktif iletişim nazar mazar bırakmaz herhalde. Reçete belli yani!

Marketing Anadolu kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

ŞURADAN AL ŞURAYA KOY

Grafikerlere söylenen en can alıcı söz.

Ne var ki canım şuradan al şuraya koy.

Hadi hemen iki dakikada yapıver.

İki dakikada yapılıverince ve şuradan alıp şuraya konuluverince ucuz da olmuş oluyor.

Bu mesajın altında esas bu yatıyor.

Senin ücretin ne olabilir ki?

Haa yüksek söylersen de ben zaten seni küçülttüm hızla aşağıya düşürtürüm cümleleridir bu.

Bizim yaşamımızda her ne olursa olsun değerini hiçleştiren bir cümle. Ürünlerde de oluyor ama hizmette çok yüksek oranda.

O yüzden Konya’da hizmet yok deniyor.

Hizmet üretenler sıkıntı üstüne sıkıntı yaşıyorlar. Kapatılan işyerinin haddi hesabı yok.

Bunlar ürün ve satış odaklı geri kalmış zihniyetin yansıması maalesef. Zamanla modern pazarlama ve müşteri odaklı pazarlama sürecini geçeceğiz ama ciddi zaman alacak.

Ürün ve satış mantıklı yönetici kendini düşündüğü için karşıdakinin ne yaptığını nasıl yaptığını asla düşünmüyor, önemsemiyor bile.

Bu yüzden de grafik ne olaki! Amaan oturduğu yerden iki tıklıyor para kazanıyor! Ve buna benzer cümlelerle karşısındakini iyice kendi seviyesinin altına indiriyor. Amacı fiyatını ucuzlatmak, ucuza satın almak.

Grafiker de aslında içinden ya da arkasından şunu söylüyor. Otur sen yap o zaman. Şuradan şuraya sen koyuver. Hadi hemen iki dakikada yapıver.

Ama bunun o işadamının yüzüne söyleyemiyor.

Şimdilik söyleyemiyor.

Bir gün gelecek ve söyleyecek.

Ne diyecek “sen benim yaptığım iki tıkı almıyorsun, sen senin ihtiyacını karşılayan faydayı satın alıyorsun” diyecek.

Ne zaman diyecek? Sizce…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

VALLA REKLAM

Billa reklam.

Benim reklama ihtiyacım yok diyen firmacıya şunu soralım.

Hiç kartvizit yapmamışsındır o zaman,

Şirketinde hiç kimsenin kartviziti yok demek ki, poşetlere yazarak müşteriyle iletişim kuruyorsun demek ki.

Hiç broşür katalog görmemişsindir o zaman, o ne ola ki cümlesi tam da katalog broşür için geçerli olsa gerek değil mi!

Tabela mı, yok canım ne gerek var ki, beni bilen biliyor tabelası kadar etkili tabela var mı ki diyorsundur.

Film mi! Bunlar gavur icadıdır diyerek hiç seyretmemiş, hiç yanına yörene yaklaşmamışsındır. Tanıtım filmimi haşa diyenlerdensindir.

Feysbuk, twittır mivittıra çok şükür bulaşmadık. Çocuklarımı bile uzak eyliyorum diyorsundur.

Çalışanlarımda bu tür gavur icatlarını zaten sevmezler diyenlerdensindir.

Doğru.

Valla senin reklama ihtiyacın yok. Hakkatten yok.

Zaten reklamlık işin de olmaz senin.

Reklam senin nazarına değmez de zaten. Mümkün değil.

Reklam yüzünden sana nazar mazar değer değil mi! Aman! Haşa!

J Reklam senin bildiğin gibi bişi değil. Korkma. Sana elleşmez. Suçu ondan bulma. Benim reklama ihtiyacım yok da deme. Onu tanımıyorsun ki hiç. Onun da sana ihtiyacı yok. Onu da bil.

Senin durumun için tek ilaç var. Sürün!

Hem eylem hem isim olarak.

Sürün ki, iz bıraksın.

Vazgeçilmezlerin olduğu yere doğru izin belli olsun.

Zoruna mı gitti!

Öyleyse şunları hiç deme. Olur mu!

Yok efendim işler kötü, yok efendim insanlar kadir kıymet bilmiyor, batıyor dedikoduları çıkartıyorlar hakkımda, kötü gününde hiç kimse yanıma yaklaşmıyor, yıllardır bu piyasanın köklü firmasıyım ama herkes gidiyor dışarıdan gelmiş yeni yetme birinden alışveriş yapıyor, bu milleti anlamıyorum …

Bunları hiç deme. Emi.

Zihninden sil. Suçu onda bunda reklamda bulma. Suç sende. Bilmeden bildiğini zannettiğin o önyargılarından kurtulmadığın için suç sende. Dünya değişiyor, dünyada bilgi hızla üretiliyor ama sen hala eski bilginle ahkam kestiğin için suç sende. Reklam seyrettiğin reklamı bildiğini zannettiğin için suç sende. Vücut senin ama kendi kalp ameliyatını neden yapamıyorsun? Doktora gitmen lazım geldiğini kaç yılda öğrendin. Reklam ve iletişim için doktora gitmen gerektiğini de öğreneceksin. Er ya da geç. Ben bundan eminim. Hadi hadi sende eminsin. Ama geç kalma.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

İletişimin Ruhu Var

Ruhu fark edenler için ifade eden bir cümle aslında. Ruh vücuda can verir, kimlik verir, farklılaştırır.

İletişim de aynen öyledir.

Kişiden kişiye, firmadan firmaya, markadan markaya değişmesi ondandır.

İçinde ruh var.

Aynı segmentte markalar, her şeyiyle aynı şey için mücadele ederlerken ruhları farklıdır. Alıcısı onları aynı görmez. Farklıdır der.

Ruhu anlamayan yönetici ise, hadi canım sendecilikle inkar eder, burun kıvırır, arkadan atar.

Ruhu anlamayan o kadar cüretkardır ki, her yerde boş boş konuşur. Boş teneke çok ses çıkarır da o yüzden belki de.

Duyan da doğru zanneder.

Cevap versen arandaki fark anlaşılmaz diye cevap vermek de istemezsin belki.

Bu öğrenmeye ve yeniliğe kapalı tavır ve anlayış ruh keşfini de imkansızlaştırır.

Ruhu anlamak istemeyenler yüzünden ilişkiler helak olup gidiyor.

Hem yakın ilişkiler hem uzak ilişkilerin temeli bu anlayışın varlığını keşfetmektir.

Yakın ilişkilerde yaşanan olumsuzlukları bir anlasak uzak ilişkilerdeki olumsuzlukları da yaşamayız.

Bunu niye bilemiyoruz?

Eğitimli cahillik kavramından dolayı. Eğitimli insanlarımız bunu anlamazsa topluma nasıl nüfuz edecek bu anlayış. Haliyle edemeyecek. Edemiyor da…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ordu Şehri Markalaşıyor

TURİZM HAFTASI 2014-BASKI-2

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Reklam Hocası Der ki!

derki1

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

diyorki

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

REKLAMDAN ÖNCE

Reklam yapmadan önce şirketinizdeki çalışanlarınıza iletişimi öğretin.

Telefonla konuşmayı öğretin.

Mail nasıl yazılır öğretin.

Alınan emri ya da düşünceyi karşı tarafa nasıl aktaracağını öğretin.

Kraldan çok kralcı olmaması gerektiğini öğretin.

İki tane makam ve masa sahibi olunca havalara girmemesi gerektiğini öğretin.

Misafirleri karşılamayı öğretin.

Müşteriye çay mı kahve mi içeceği nasıl teklif ediliri öğretin.

Yanlış anlaşılma olduğunda nasıl çözüleceğini öğretin.

Gülmeyi ve yapmacıksız gülmeyi öğretin.

Personelin kendine bakması gerektiğini öğretin.

Özellikle bayanların saçına ve makyajına dikkat etmesi gerektiğini öğretin. Saçaklı sabile gibi gelmemesi gerektiğini kafasına soka soka öğretin.

Bu öğretmeleri çoklaştırın kendinizi özel…

Şirketinizi mesajlarını bir noktaya odaklayın ama mesajları etkili olarak çoklaştırın.

Nasıl göründüğünü fotoğraflayın.

Reklam fotoğraflaması yapın. Vesikalık fotoğraftan bahsetmiyorum.

İnternet medyasını sizinle ilgili kaliteli bilgiyle ve görselle doldurun.

Bizi bilen zaten biliyor cümlesinden arınarak bu dolguyu yapın.

Bunlarda yol almaya başladınız mı, şimdi reklamı düşünmeye başlayabilirsiniz.

Bunlarda kıpırdama yok mu reklamı aklınızdan bile geçirmeyin, yeltenmeyin bile.

Bunları yapmadan Google’da reklam yapsanız herkes sizi tıklasa, açıkhavada bağırmadığınız yer kalmasa, radyolar sizden başka kimseyi duyurmaz olsa, dergiler gazeteler boy boy sizi gösterse ne fayda.

Ne olacak yani, sizi herkes duysa ne olacak.

Boş teneke çok çıkartsa daha mı çok alıcısı oluyor.

Cevap…

İçinizden cevap verin.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın